Yukarı Çık
Etkinlik Formu

Sosyal Sorumluluk | Adı Var Da Tadı Yok



Adı Var Da Tadı Yok…

Evet… Konuya girmeden evvel ben kimin, neyin nesiyim bunun hakkında kısadan bir bilgi vermem gerekli şuan bu yazıyı okumaya başlayanlara… Ben 25 yaşında bir üniversitenin grafik tasarım bölümünden mezun, hayatın iyi kötü -ters düz bir çok farklı yüzünü görüp yaşayarak bu zamana varmış cerebral palsi tanımlı bir engele sahip biriyim… Kişisel bilgilerimle ilgili fazla detaya inmem asıl konu yanında gereksiz olacağından serebral palsi nedir bunu tanımlayıp asıl yazının odak noktasına doğru götürmeliyim sizi...


Diğer bir adı ile beyin felci olan cerebral palsi bilimsel tanımı ile; doğum sırasında, bebeklikte ya da çocukluk çağının başlarında ortaya çıkan doğum sırasında yaşanan travma, terslik sonucu vücut hareketlerini ve kas koordinasyonunu kalıcı şekilde etkileyen, fakat zaman içinde kötüleşme sergilemeyen çalışıldığı takdirde belli bir seviyeye kadar iyileşme gösterebilen ama tam iyileşmeyen, bir dizi nörolojik bozukluktan herhangi birini tanımlamak için kullanılan bir terimdir. Serebral palsi kas hareketlerini etkilemekle birlikte, kaslardaki, bedendeki ya da sinirlerdeki bir problemden kaynaklanmaz. Beynin, kas hareketlerini kontrol eden bölgelerinde söz konusu olan anormalliklerden kaynaklanır. Serebral palsi görülen çocukların çoğunluğu bu bozuklukla doğar, ancak bozukluk aylar ya da yıllarca tesbit edilemeyebilir. Serebral palsinin kendi içinde ağırları ve hafif durumları mevcuttur. Bu bir hastalık değildir. Bu durumun bende şuan olanı kadarı hafif denge eksikliği olup evde baston dışarda ise tek kola girerek fakat ağırlığımı kendim taşıyıp sadece dengem için girdiğim tek kolu kullanmaktayım.


Engel durumum hakkında bu kadar bilimsel açıklamadan sonra asıl konumuza tabir-i caizliğiyle “adı olup tadı olmayan “ yani sadece lafta kalan ve tüm çalışabilecek durumda olup iş verilmeyen engellilerin sorunu olan engellenen iş ve çalışma hakkına… İnsanlar tarafından kurulan bu dünya düzeninde insanların hayatını idame ettirebilmesi ve isteklerini gerçekleştirebilmesi için gereken en öneli şeylerden biri bilindiği gibi maddiyattır. Bu maddiyatta var olan sistem içinde legal yolda emek vererek, üreterek ya da üretene yardım ederek kısacası çalışarak kazanılır. Yani çalışma ve para kazanmak tüm insanların en temel haklarından biri ve hak olmanın da ötesinde elzem zorunlu bir durumdur. Fakat kurulan sistemin çarkları iş bulamama, iş olmaması, ise alınmama vb. gibi araya sokulan çomaklardan dolayı takılı kalır. Bir nevi sistem kendi misyonunu yerine getirmez. İşte bunun sonucunda buna bağlı olarak ekonomik, psikolojik, sosyolojik vb. Birçok yönden dallanıp budaklanan çeşitli sorunlar silsilesi başlar.


Türkiye’deki en büyük sorunlardan biri olarak süregelmiştir işsizlik. Özellikle günümüzde işsizlik ciddi seviyelerin altında seyretmemektedir. Kimi diyecektir ki; kendin de dedin bak engelli olmayanlara bile iş yok engelliye mi olacak!? Diye bilmişlik taslayabilir evet! Olacak! Keyfiniz kaçacak belki ama zaten engelli olmayanlara göre engelli olan insanların işe sahip olması daha öncelikli diye düşünmekteyim. Çünkü engeli olmayan insanın olana nazaran yapabileceği işlerin yelpazesi bir hayli geniş ve seçeneği bol yani aç kalma oranında işsiz kalması biraz zor peki ya engellilerin? Engele göre değişmekle birlikte ve günümüzdeki diğerlerine göre eğitim, aile, çevre vb. Yönlerinden şanslı ismini kullandığım istisnalar hariç engellilerin iş yelpazesi dar ve kısıtlı… Böyle olunca bu durumu şöyle bir düşünüp kendi ahlak, vicdan ve inanç mahkemelerinizde yargıladığınız da istihdam hakkının önceliğini gözü kapalı engellilere vermek zorunda olacağınızı göreceksiniz. Tabi ki adalet olgusundan payınızı almış biriyseniz. Engellinin iş, çalışma para kazanma hakkını minnet duyurup bahşetmek gibi değil... İnsanlığının hakkını verir gibi verilmesi ve insanca kendi ayaklarının üstünde durup yaşayabilmelerinin önünün açılması zorunludur! Bu insani bir haktır.


Fakat bunun için öncelikle pek çok konuda cahil kalmış bu toplumun bu konuda da eğitilmesi engellilik ve türlerinin ta ana okulu zamanından çocuklara öğretilmesi engellinin engelsiz insandan farklı olmadığını bir ya da bir kaç uzuv, hareket yada başka bir eksikliğinin yada bir insanın toplumun kafasındaki “ standart kalıp insan “ modelinin dışında olarak hayata gelmesinin olağanüstü bir farklı bir olay olmadığı öğretilmeli fiziksel engelliler tecrit edilmeden engelli olmayanlarla aynı alanda aynı eğitim ve sosyal hayatı yaşaması sağlanarak başlanması gerekir. Toplumun algısı düzelirse doğruyu öğrenirse bir nebze olsun bu zorluk kolaylaşır. Şu bir gerçek ki; toplumda engellilere sığ ve cahilce yaklaşım yüksek sınırlardadır bir fiziksel engelli birini bilip bilmeden zekası geri, bebek gibi, her şeyden aciz, fikir-düşünce sahibi olmayan, çalışamaz, aseksüel vb. kısacası engelli olmayan tüm insan vasıflarına uzak olarak algılanıp ya da algılanmak istenip onu bloke ederek anlamsızca davranılmaktadır. Olayları dramatize etmek tarzım değildir hiç te sevmem gerçekçilikten şaşmam ama engelliler cahilce işlere geldiği gibi damgalanıp siyah ve beyazın tam ortasına sürülmektedir ve gride de yaşam sadece nefes alıp vermektir. Bunun bir diğer küçük payda suçlusu ise engellilerin ta kendileridir bu olayı kabullenip susup ya siyah ya da beyaz demeyip savaşmayıp griye itilmeyi kabullenip sahayı terk ederler o zaman da çıkmaz sokağa hoş geldiniz…


En önemlisi ise ülke yönetiminin kesin çözüme ulaştırılması gereken bu tip sorunlarla kıyısından köşesinden ilgilenip bir kaç gelip geçici girişimler, kalıcı olmayan günü geçiştirici projeler anlık işler yapıp işin içinden sıyrılmasıdır. Olayın daha çok dramatize bölümüne yönelip duyguları sıvazlaması tabi ki bu sorunların çözümüne bir katkı sağlamadığı gibi sinir bozmaktan öteye gitmekte olduğunu sanmam. Getirilen engelli çalıştırma zorunluluğu olan iş yerleri “ engelsiz engelli” aramaktadır ya da vergisini verip bu işten sıyrılmaktadır. İşyerleri denetlenmemektedir. Hasbel kader işe alınanların kimisine mobbing uygulanıp yıldırma politikasına yönlenmektedir ve şuan yazmadığım daha birçok fiyasko… Yani başlıktaki gibi adı var tadı yok bazı şeylerin… Ve tatlandırılması gereken bir şeyler var…


İlgili Sayfalar